Raporlar I��������nda Cizre, Ne yapmal�� ��al����tay�� Sonu�� Bildirgesi

 

 

“Raporlar Işığında Cizre, Ne yapmalı?” Çalıştayı Sonuç Bildirgesi

Silahların konuştuğu, savaşın taraflarca tek geçerli siyaset etme ve toplumu tanzim etme hali olduğu dönemlerde;  Sivil toplum Örgütleri olarak var olmak, işlevli olmak oldukça güçleşir. Hatta varlık göstermek, işlevlerini yerine getirmek adına yapılan her türlü çalışma bir tür mücadele etme biçimine dönüşür.

Hak savunucusu örgütler ve Sivil Toplum kuruluşları açısından tam da böylesi zamanlarda, hareket etmek, söylem üretmek, itiraz etmek, hakikate sahip çıkmak, görünür kılmak, hakikatın kolektif hafızasını kurmak, yaşanan tüm hukuksuz, insanlık dışı durumlarla mücadele etmek  oldukça güç  ama aynı zamanda oldukça elzem ve zorunludur…

Demokratik kitle ve Sivil Toplum örgütlerinin özellikle son 8 ayda coğrafyamızda hüküm süren şiddetin; hem tanıkları, hem muhatabı olmak kadar kadar, insanlık dışı ve kirli yönleriyle yeniden toplum olarak deneyimlemeye mecbur bırakıldığımız savaşın yarattığı insanlık felaketi karşısında rolünü oynama çabası oldukça değerlidir.  

Bilindiği üzere  16 Ağustos 2015’den bu yana, 7 il ve 22 ilçede en az 65 kez sokağa çıkma yasağı uygulandı, kentlere taşınan çatışma hali ve operasyonlar gerekçesiyle bu zaman süresince de ablukalar yaşandı.  Bu yasak, çatışma ve ablukalar sürecinin şiddeti;  2 milyon dolayında insanı direk etkiledi, yüzbinlerce insan evinden edilme sürecini deneyimledi;  kitlesel yaşam hakkı ihlalleri ile beraber bugün bile sayısı tam olarak hesaplanamayan yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Bu ağır tablonun en önemli temsil alanlarından birini ise Cizre oluşturdu.  Son uygulanan sokağa çıkma yasağı 79 gün süren,  fiili ablukanın hala sürdüğü Cizre’de yaşananlar; yeniden dönülen savaşın kirli kodlarını en çok okuyabileceğimiz bir deneyim  olmak kadar, Kürdistan’ın diğer kentlerinde yaşanan çatışmaların da bir tür simgesel bileşkesi oldu.

İnsanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilebilecek çok sayıda fiilin gerçekleştiği kentte olanlar ne tümden aşılabilmiş durumda, ne dünyaca bilinirliği yeterince sağlanabilmiş durumda, ne de diğer kentlerin birer Cizre olma riski henüz bertaraf edilmiş durumda değil.

Tüm bu koşul ve ihtiyaçlar içerisinde, kimi engellemelere karşın Cizre’de, Cizrelilerle, Cizre’nin hakikatini  gözlem ve raporlarıyla kamuoyuna ve Dünyaya ulaştırmaya çalışan, iyileşmeye katkı sağlayacak önerilerde ve taleplerde bulunan;  hukuk, barış, demokrasi ve insan hakları değerlerine  sahip çıkma çabası içerisinde olan STK’larla bir araya gelip tartışmalar yürütmenin, çözüm konusunda ortak aklı kurmanın, yaraların sarılmasında, yaşamın yeniden kurulmasında belirleyici etkiler taşıyacağı inancıyla bir toplantı düzenledik

Cizre’de yaşanan sokağa çıkma yasakları, operasyonlar ve çatışmaların sonuçlarını yerinde gözlemlemiş 16 hak savunucusu örgüt ve sivil toplum kuruluşu ile farklı üniversitelerden akademisyenlerin katılımıyla, 23 Nisan 2016 tarihinde, saat 10.00-17.30 arasında, Sümerpark resepsiyon salonunda, “Raporlar Işığında Cizre, Ne yapmalı” başlıklı çalıştayı  gerçekleştirdik.

Üç oturumlu düzenlenen çalıştayın ilk oturumunda; katılımcılar sahada yürüttükleri gözlem, halkla iletişim, raporlama, hak ihlallerinin envanterini oluşturma çalışmalarını paylaştı. Farklı kurumlar  yaptıkları değerlendirmelerde, Cizre özelinde yaşanan kitlesel hak ihlallerinin altını çizerken; AİHM kararlarının, Avrupa Birliği ve uluslararası insan hakları örgütleri nezdinde devletlerarası siyaset dengelerinden kaynaklanan bir ihmale kurban gittiği kaydedildi. Otopsilere ilişkin yönetmelik değişiminin, cenaze törenlerinin ve cenazelere yapılan müdahalelerin, hendek kapatma hedefinin ötesinde bir “toplumsal manevi yıkım” yarattığına yönelik  kaygılar  farklı kurumlar tarafından dile getirildi.

Hukuksal açıdan Cenevre sözleşmesi 3.Maddesinde dile getirilen suçların çatışan taraflardan hangisi tarafından işlenmiş olursa olsun bir insanlık suçu skalası oluşturduğu, ancak bu durumun “tanınması” için hak savunuculuğu ve raporlamanın ötesine geçen bir kampanyanın gerekli olduğu çalıştay da yer alan tüm bileşenlerin ortak söylemi oldu.

Mekan,  zaman ve olayların hakikatiyle ilgili rapor açıklamak her şeyden önce hayata bir şerh düşmek anlamına geliyor. Bu bağlamda Raporların işlevselliği üzerine yürütülen ikinci oturumda; hedef kitleye ve kamuoyuna ulaşma sorunu temel sorun olarak tanımlandı. Sivil toplum ve hak arama örgütlerinin belgeleme ve raporlaştırma çalışmalarında hak ihlallerinin detaylandırılması, ihtiyaç tespitleri, çatışma sonrası gelişen risklerin kapsamlı bir biçimde yer, zaman, bağlam oluşturma başlıklarını daha profesyonelce formüle etme ihtiyacı ve gerekliliği çalıştay da çokça dile gelen vurgular oldu. Tarihsel, kolektif hafıza oluşturma işlevinin yanı sıra raporlama sonrasında hukuki takip, hayati durumlarda farklı kurumların işbirliği, eğitim, sahaya dönük yararların gözetilmesi raporlamanın başarısını değerlendirmede bir kriter olarak önerildi ve genel kabul gördü.

Raporlama süreçlerinin halkın yaşadıklarına dair tespit ve kanıtlarla dışa dönük bir hedefi pratikleştirirken; sivil toplum aktivistleri açısında içe dönük işlevsellikler taşıdığına işaret edilen çalıştayımız da ana akım medyanın olumsuz rolüne de sıklıkla vurgu yapıldı.

Bağımsız habercilik yapmaktan uzak, dezenformasyonu yoğun haberciliğin;  raporların etki alanını sınırlamaya yol açtığı, var olan süreçlerin hakikatleri konusunda kamuoyunu flulaştırıp, aydınlatma işlevini kısıtladığı dile geldi.

Raporların maddi kısıtlılık yüzünden kayıt tarama, basın tarama, farklı dillere çevrilmesi açısından eksiklikler taşıdığı kaydedilirken; yoğun ve çok boyutlu hak ihlalleri söz konusu olduğu için bazı saha çalışmaları ve raporlamaların genel temalar içermekle birlikte, kadın ve çocuk odaklı çalışmaların geliştirilmesinin öneminin altı çizildi. Çalışmanın devamının getirilememesinin bir handikap olduğu dile gelirken, hazırlanan raporlarda tespit edilen  ihlal ve yıkımların takipçisi olmak gerektiği; işlenen suçların tekil, yalıtık, kriminal vakalar olarak sunulmasının böyle engellenebileceği ifade edildi.

Raporlamalar genellikle yargısal süreçlere, suç duyurusuna ve başvurulara bağlanmıyor.  Bu handikabın aşılması için kimi çalışmalar önerilirken; bir dokümantasyon merkezinin oluşturulmasına ilişkin tartışma bu çalıştayın en önemli gündemlerinden biri oldu.

Görsel, sözel, yazılı tüm verilerin derli toplu bulunduğu, paylaşıldığı, takip edildiği, doğru veriye erişim mekanizmalarının işletildiği; verilerin kıyaslanıp, kategorileştirilebildiği böylesi bir olası merkezin bir tür data başvuru odağı olarak işlevlenmesi yanında; raporlama sonrasında ki süreçleri de takip edebileceği, bu durumun çalışmaların daha sonuç alıcı olmasına katkı sunacağı katılımcıların hem fikir olduğu görüşlerden oldu.

Hakikat  ve yüzleşme de zaman faktörünün önemini ısrarla vurgulayan  katılımcılar, Cizre gibi olaylar özgülünde rapor hazırlama sürecinde görüşülen, tanıklıklarına başvurulan birçok kişinin ya tutuklandığı ya da bulunduğu yeri terk etmek zorunda kaldığı, raporlama süreçlerinde verilerin kaybolmaması ve tanıklıkların ilk elden hızlıca ele alınabilmesi çalışmaların çok ertelenmeden başlatılmasının önemi somut olaylarla örnekledi.

Çalıştayımız da ayrıca raporların, halk toplantıları ile tanıtılarak Türkiye kamuoyuna yansıtılmasının etkili bir yöntem olabileceği görüşüne de yer verildi. Raporlama çalışmalarının, sivil toplumun  mücadele etme yöntemlerinden biri olduğunun altı tüm katılımcılar tarafından çizildi.

Yürütülen yardım kampanyalarına STK’lerin daha aktif katılması da istenen çalıştay da; “Onarım, dayanışma ve hayatın yeniden inşası sürecinde halkın, STK’ların katılımı yaşamsaldır. Her özne kendi duyarlılığı ve uzmanlığı ölçüsünde ve hatta sınırlarını zorlayarak  katkı yapmalıdır. Raporlar profesyonelce ancak yardım kampanyası amatör ruhla düzenlenmelidir” görüşü dile geldi.

Çalıştayda YDG-H’a bağlı gençlik gruplarının şehir merkezlerinde oluşturdukları hendek ve barikatları kapatarak; devlete bağlı güçlerin ise kentlere ağır silahlarla gerçekleştirdiği operasyonlara son vererek şehirdeki çatışma halinin ortadan kalkması için sorumluluk üstlenmelerinin gereğinin  ve tarafların çatışmadan müzakereye geçmelerinin toplumsal barış için elzem olduğunun altı çizildi.

DÜZENLEYEN

SAMER

KATILAN KURUMLAR

İHD

TİHV

TMMOB

MAZLUMDER

DTSO

KÖM HAKİKAT VE İZLEME ODASI

KJA

DİSA

EĞİTİM-SEN CİZRE

EĞİTİM SEN 1 NOLU ŞUBE

CİZRE BELEDİYE EŞ BAKANI: KADİR KONUR

KADIN AKADEMESİ

SES

İMO

GÜNDEM ÇOCUK

HDP (SİYASİ PARTİ)

YRD.DOÇ.DR.ÇETİN GÜRER

DOÇ.DR.DİLEK HATTATOĞLU

PROF.DR.ŞEMSA OZAR

BU RAPORU PAYLAŞ :

BU HABERE İLİŞKİN FOTOĞRAFLAR :